TARİHİ YERLER

HABESSOS - ANTIPHELLOS - ANDIFLI - KAŞ Kuzeydeki yüksek dağlarla, ve güneydeki küçük adalarla çevrili olan, Likya döneminde Antiphellos ve Osmanlı döneminde Andifli olarak bilinen, Kaş, farklı milletlere ev sahipliği yapmıştır. Coğrafik zorlukları sayesinde günümüze kadar yatırımcıların pek ilgisini çekmediğinden, yeraltı ve üstü tarihi kalıntılar günümüze kadar çoğunlukla bozulmadan ulaşabilmiştir. Birçokları UNESCO Kültürel Mirası olarak tanınan Likya Birliği'nin M.Ö 2500 yıllarına dayanan bir zamanlar entelektüel, ticari ve manevi merkezlerinin kalıntılarını öğrenmek ve bunların arasında dolaşmak paha biçilmez bir deneyimdir.

XANTOS: Arabayla yaklaşık 40 dakika, doğu yönünde

Kınık’ta, Likya Konfederasyonu’nun başkenti Ethe’nin üstünde güzel bir konumda yer alır. Mezarların ve kalıntıların çoğu (o zamandan beri orijinalinin çimento dökümüyle değiştirilen Harpy Tomb’un mermerinin üstü dahil) British Museum’da görülebilir. Sir Charles Fellows, 1842’deki kazılar sırasında hareketli sanat eserlerinin büyük bölümünü Londra’ya taşımıştır.. Likyalılar, Girit kökenli olduğuna inanılan  bağımsızlıklarına düşkün bir ırktı. Antalya ile Dalaman arasındaki geniş yarımadaya M.Ö 1400’lerde yerleşip savundular. Yazıtları hala kazılarda ortaya çıkan ve henüz tam olarak anlaşılmayan kendi dilleri vardı. Persler, Xanthos şehrini yaklaşık M.Ö 540’larda kuşattığında, teslim olmak yerine insanlar ölümüne savaşmadan önce ailelerini ve eşyalarını yaktılar. Üst meralarda yazlıkta olan sadece 80 aile hayatta kaldı. Yine M.Ö 42’de Brutus şehri kuşatmış, yalnızca 150 Xanthian’ın hayatta kaldığı toplu bir intihar yaşanmıştı. Ancak geriye kalan şey muhteşem,  mozaik zemin ve tiyatro.

TLOS: Batı yönünde arabayla yaklaşık bir saat

Tlos, Likya’nın altı ana kentinden biriydi (ve kuşkusuz en güçlülerinden biriydi). Her ne kadar şehir geniş bir alana yayılmış olsa da, Akropolis ve çevresinde yoğunlaşmıştır. Bulutsuz bir günde tüm vadinin başkentine kadar nefes kesen manzaralarını görebileceğiniz, Akdağ’ın tepesine kurulmuştur,. En eski olmasının yanı sıra, M.Ö. 14. yüzyılın Hitit kayıtlarında da anılan Tlos, Likya İmparatorluğu’nun en önemli yerleşim yerlerinden biriydi ve Bizans döneminin sonuna kadar yaşadı.Efsanevi kanatlı at Pegasus’un evi ve daha sonra aile itibarını korumak için kendi kızını öldüren “Kanlı Kral Ali” olarak bilinen 19. yüzyıldan kalma bir hayduta ev sahipliği yaptı.. Tlos (telaffuz Tilloss) aslında bir arada üç antik alanı barındırır.. Birincisi, yüksek kayalık bir burnun yanında yer alan muhteşem kaya mezarları, ikincisi Roma kalıntısı ve üçüncü olarak da bir Osmanlı Türk kalesine sahip olan akropolis tepesidir. Güzel lahit örnekleri, tiyatro, Roma stadyumu ve hamamları ve bir Bizans kilisesi kalmıştır.

LETOON: Batı yönünde arabayla 45 dakika

Tanrıça Leto’nun tapınağı olan Letoon, ulusal festivallerin kutlandığı Likya Federasyonu’nun resmi dini sığınağı ve bugün Artemis, Leto ve Apollo’ya adanmış üç tapınak, bir nymphaeum  ( dağ perilerine adanmış kayaya oyulmuş anıtsal çeşme) ve iyi korunmuş bir tiyatro, önemine tanıklık ediyor.Efsaneye göre dağ perisi Leto Zeus tarafından sevildi ve hamile kaldı. Zeus’un eşi Hera tarafından kıskançlıkla takip edilen Leto, ilahi ikizlerini Apollo ve Artemis’i doğuracak bir yer aramaya başladı. Su içmek için bir çeşmeye yaklaştığı sırada, yerel çobanlar tarafından kovulduğu ve daha sonra kurtlar tarafından Xanthos Nehri’ne götürüldüğü söyleniyor. Doğum yaptıktan sonra, Lykia’nın topraklarına,  Yunanca bir kelime olan ve kurt anlamına gelen LYKOS ismini verip çobanları ceza için kurbağalara çevirmek üzere döndü ve bugün nehirde duyduklarımız o çobanların soyundan geliyor.

PATARA: Batı yönünde arabayla 45 dakika

Antik bir Likya liman kenti olan Patara, M.Ö. 8. yüzyıla tarihlenebilir. Şehrin Apollon’un oğlu Patarus tarafından kurulduğu söylenir. Antik çağda, Xanthus Nehri, Xanthos vadisine tek giriş olan Patara’nın içinden akıyordu. Böylece Patara çok önemli bir liman kenti haline geldi ve tarih boyunca ticaret nedeniyle gelişti. Bugün aynı zamanda Türkiye’nin en uzun ve en geniş olan 18 km’lik beyaz kumlu plajı ile tanınır. Plaj ayrıca deniz kaplumbağası (caretta caretta) için üreme alanıdır ve bu yüzden plaj koruma alanı ilan edilmiştir. Kum tepelerinin arkasında geniş bir arkeolojik alan, önemli bir Likya şehri ve ayrıca Aziz Nikolaos’un doğum yerine ev sahipliği yapar. Efsaneye göre burası güneş tanrısı Apollon’un kış eviydi ve Delphi’deki kadar ünlü bir kahine sahipti. Günümüzde harabeler, tarlalar ve kum tepecikleri arasında büyük bir alana dağılmıştır, birçoğu otlarla kaplanmış ve birçoğu da zamanla değişen ve hareket eden kumların altına gizlenmiştir.

ARYCANDA: Kuzeydoğu yönünde arabayla 90 dakika

Arycanda, bir dağ yamacında yükselen beş büyük terasa kurulmuş, zevk ve eğlenceyi çok seven (ve büzden borç batağında olan) insanlarla tanınan eşsiz bir Likya şehridir. Antik Arycanda kentine Kaş’tan seyahat etmenin Türkiye’de bulunabilecek en nefes kesici manzaralardan bazılarını sunduğu yaygın olarak kabul edilmektedir. Dağlık yayla alanlarına ve köylere doğru ilerleyerek geleneksel köy yaşamını ve köylüleri tarlalarında çalışırken izlerken, çevredeki bol miktarda bitki ve bitki örtüsünü görebiliyorsunuz. Akdağ ile Arykanda’nın kalıntıları arasındaki çam ormanlık vadinin güneye bakan dik  yamacına kesilmiş terasları görmek gerçekten etkileyicidir. M.Ö. 5. Yüzyıla tarihlenenler arasında; restorasyon geçiren mozaik döşemeli büyük bir bazilika, hamamın 10 m yüksekliğinde bir cephesi, tapınak mezarları, bir odeon, seçkin bir tiyatro, alışılmadık bir şekilde en üst düzeyde bir stadyum ve çok daha fazlası. Deniz kenarındaki Finike kentinin güneyinden 32km uzakta olan ana yola geçerseniz, günbatımında muhteşem sahil yolundan geri dönebilirsiniz.

MYRA VE AZİZ NİKOLA KİLİSESİ: Doğu yönünde arabayla 45 dakika

Kaş’ın doğusunda modern adı  Kale olan kasabanın seralarından dağ ve deniz arasında 50km uzaklıkta.. Likya Konfederasyonu’nun en önemli altı kentinden biri olan Myra, anayoldan kuzeyde 2km uzaklıktadır. Anlaşılır tabelaların takibiyle, güzel kokulu narenciye ağaçlarının arasından geçilir.. Alan sabah 8’den itibaren açıktır ve 10: 00’dan önce oraya gidebilirseniz Likya’nın en iyisi olarak kabul edilen ev tarzı kaya mezarları sabah güneşinin aydınlığında daha bir görünür olur.. Günümüze ulaşan kabartmalar arasında; Bir mezarlık sahnesi, savaş ve sunum sahneleri bulunur. Likya’nın en önemlilerinden biri olan büyük Greko-Romen tiyatrosu, deprem kenti MS 141’de yıkınca (gladyatör oyunlarına ev sahipliği yapmak için dönüştürülmüştür) yeniden inşa edildi. 1500 m iç kısımdaki Nekropol Nehri olarak bilinen ikinci mekân, içerisinde hala kırmızı ve mavi izleri görülebilen Boyalı Türbe de dahil olmak üzere çok sayıda iyi durumda mezar içermektedir.

AZİZ NİKOLA KİLİSESİ
Demre’nin merkezinde yer alan Aziz Nikolaos Kilisesi, civarda olmanız durumunda görmenizi tavsiye ettiğimiz bir yer. Daha sonra Noel Baba olarak ünlenen Aziz Nikola, MS 300’de Patara’da doğdu ve antik Myra’nın Bizans piskoposu oldu. Buradaki mezarını ziyaret edenler, Azizlik mertebesi edinmesine yol açan harika olaylardan bahsetmiştir. Ancak bugün kilisesi, 7. yüzyıla tarihlenir ve Aziz’in buradaki lahitinin orijinal olduğu düşünülmüyor. Orijinali 1087’de içerdiği kemiklerin çoğunu kesip alan İtalyan tüccarlar tarafından yok edildi. Mevcut müze, bahçeler ve ilginç hediyelik eşya dükkanı ziyaret edilebilir. Ziyaret etmeden önce MüzeKart alınması tavsiye edilir. Sıkça anlatılan hikayelerden bir tanesi:

Üç Kız Kardeş Masalı: Aziz Nikolaos Kilisesi yakınında üç kızı olan fakir bir adam yaşıyordu. Evlendirebilmek için bir çeyiz hazırlaması gerekiyordu ancak adamın kızlardan biri için bile yeterli parası yoktu. Bir soğuk kış gecesi, üç kız kardeş, sıkıntılarını tartışıyorlardı ve en yaşlıları, diğer ikisini kurtarmak için kendini köle olarak satmayı önerdi. Küçük kız kardeşler itiraz etti ve her biri bunun yerine kendini sundu. Tartışmalarını duyduktan sonra Aziz Nikola gizlice açık pencereden Kiliseye ait bir torba altın attı. 25 Aralık idi. Bir yıl sonra aynı pencereden bir torba daha altın atınca, ikinci kız da evlenebildi. Üçüncü yıl, hava çok soğuktu ve pencere kapalı olduğu için Aziz Nikola çatıya tırmanmak ve bacadan son altın torbayı atmak zorunda kaldı. Bunun üzerine altın en genç kızın kurutmak üzere şöminenin önüne astığı çorabın içine düştü. Her yıl 25 Aralık sabahı, Myra’nın fakir aileleri, gizemli bir şekilde kapılarının önünde, altın elmalar, atıştırmalıklar ve oyuncaklar keşfetti. Aziz Nikola, insanlara gizlice yardım etmeyi seçti, böylece kendisi için övgüyü kazanmayacaktı, ancak bir yıl gece bekçisi tarafından keşfedildi ve sonrasında Noel Baba olarak alkışlandı.